Ana Sayfa İletişim

Son Okuma

Kamyoncu Lokantası pilav üstü kuru

Yazar ; Tarih Pazar, Temmuz 26, 2009

Kamyon yazılarına biraz arar vererek sitemizde biraz da life style yaşama dönelim uzun yola gidenler çok iyi bilirler ki yolda güzel yemek çok zordur tabiki bilmeyenler için sürekli uzun yola gidenler bilirler ki en lezzetli yemekler lokantasında yenir. fasülyenin tadına varmassınız o kadar muhteşem yanı ve yayık ayranı deymeyin keyfime. Süslü büslü kibarlıktan kıralan insanların gittiği 5 yıldızlı restoranlar 10 basar. Şimdi gelin herşeye muhalefet olan ekşi sözlük yazarları ne demiş bu konuda birazcıkta onlara yer verelim.

  • Şehirlerarası yollarda faaliyet gösteren, çoğunlukla 24 saat açık olan mekanlardır. geçen yıl fethiye’de tatilden dönerken yol üzerinde uğramıştık bunlardan birine. gece saat 3’e yaklaşırken arkadaşıma takıldım “biz sana misafir oluyoruz tatile geliyoruz, sen bize kamyoncu lokantasında yemek ısmarlıyorsun ne biçim adamsın” dediğimde, arkadaşım da gelen garsona beni işaret ederek “bu herif sizin restorana kamyoncu lokantası dedi” demişti. garsonun şaşkınlık ve öfkeyle yüzüme bakışını hala unutmuş değilim.
  • Kamyoncu saatlerce direksiyon sallayıp alın teriyle para kazanan insandır ve nadir zevklerinden biri de yemek yemektir, o kadar yol gitmiş, uykusus kalmış, eve hasret bir şekilde karnını da doyuramassa neden yaşasın ki bu insan, bu yüzden kamyoncular nerede nasıl yemek yenileceğini bilen insanlardır, bu yüzden de kamyoncu lokantaları hem besleyicidir hem de lezizdir.
  • Kaliteli yemeğin fiyata yenebildiği yol kenarı tesisleridir. ama “kime göre neye göre?”: şehir hayatının çıtkırıldım beslenme rejimlerinde kalori ve protein hesabı yaparak lifli besinlerle sindirim sistemini desteklemeye alışmış, omega 3 ve folik asit takviyeli küçük burjuva mideciklerine, günde onaltı saat direksiyon sallayan koçyiğitlerin teflon kaplı demirdöküm kazanları düşünülerek üretilmiş yiyecekler haddinden fazla kaliteli gelebilir.
  • Yıllık izin dönüşü ailemizle birlikte uğrayacağımız böyle bir mekanda, “bu adamlar işlerini bilir ye bak” tarzı görmüş geçirmiş avantür insanı martavallarımızın ters tepebileceğini, dahası “ay rafet tuvalet kağıdı bile yoak” şeklinde, işe dönüş stresiyle bir araya gelince gastrit başlangıcına sebep olabilecek tatsızlıklar yaşayabileceğimizi unutmayalım, unutturmayalım. form yiyelim, formda kalalım.
  • Koca bir asfalt ya da beton düzlüğün ortasındaki prefabrik veya gecekondu benzeri yapılardır. dekorasyon ve ışıklandırma özeni gösterilmemiş, salaş mekanlardır. etrafı olarak tırlarla ve kamyonlarla dolu iken aralarda özel araçlar da görülmektedir. bu kişiler de yemekten tat almak isteyen, ne yiyeceğini bilen kişilerdir ki burayı seçmişlerdir. aynı zamanda şoförleri için dinlenme ve uyku yeri olarak da kullanılır. o sessizlikte kamyonların içindeki, evdekini aratmayan yataklarda uyumak gibisi yoktur.
  • Kiremit kırmızı ufak bina, bahçesi çok şirin gözüküyor, karnım çok aç, mesaiden çıkmışım saat 21.00, ev boş, kolumu kaldıracak halim yok, direksiyonu kırıp, önüne park ediyorum küçük binanın. arabanın dışına çıkınca kamyonların, tırların arasında ne kadar sırıttığını farkediyorum. burası bir kamyoncu lokantası. içeri giriyorum, italyan restorantlarında çalışmış da son durağında çile doldururmuş gibi bir hali var aşçının, aslında aşçı değil, burda onun adı usta. kapıdan giren herkes “ustam bana bi…” şeklinde şiparişini veriyor. ustanın çok hoş bir ses tonu ve diksiyonu var. bu adam şiir okumalı diyorum. Köşede bir masa seçiyorum . yanıma 27-28 yaşlarında bir kız geliyor, dip boyası geleli çok olmuş, esmer teni ve sarı saçlarının uyumsuzluğu göz tırmalıyor, orta boylu, oldukça zayıf, karakteristik bir burnu var, güzel bir yüz ovali. garsonu buranın, kahverengi dar ispanyol paça pantolonun üstünden nerdeyse dizlerine değecek uzunlukta beyaz bir tshirt giymiş, saçları salık. “abla hoş geldin” diyor, ama bunu söylerken o kadar büyük bir gülücük var ki suratında, yüzümde bir anormallik mi var diye şüpheleniyorum. “hoş bulduk” deyip yemek için neler olduğunu soruyorum, sıralıyor, köfte sipariş ediyorum, yanına ayran istiyorum. kikirdeyerek tamam diyor, sekerek masadan uzaklaşıyor. içimden kırık heralda diye geçiriyorum. çaktırmadan cama yansımama bakıyorum yine de, bana mı gülüyor, hayır gayet normal gözüküyorum. İlgimi çekti bir kere diğer müşterilerle diyaloğunu izlemeye başlıyorum, bana güldüğü kadar kocaman gülmüyor ama hep güleryüzlü, işinin gereği tabi diye bilmişlik yapıyorum. masaların arasından sekerek gitmesi sinirime dokunuyor, içten içe kınıyorum, böyle bir yerde gece çalışmak zorunda olan bir kadına göre fazla neşeli buluyorum. elinde tepsi yan masaya sekiyor. bardakları, çatalları yerleştirirken, ince bilekleri tepsiyi zor idare ediyor, “abi bir tutuver” diyor tonton görünümlü amcaya, amca kendi yerleştiriyor masasını, bizim ki tepsisini alıp gidecekken aklına bir şey geliyor dönüyor. “abi sofranın ortasına ne alırsın?”, güldürüyor beni. “ortaya ne alırdnız efendim” derken düşünüyorum onu yok böyle kalsın diyorum, sevimli görünüyor gözüme ama kırık olduğundan şüphem yok, nasıl bu kadar neşeli olabilir ki zaten?

Köftem geliyor, yanında piyaz, ayran, mutlu oluyorum, küçük bir turşu tabağı var, salatalık turşusu beni daha da keyiflendiriyor. servisi yaparken aynı kocaman gülümseme, beni süzdüğünü de farkediyor biraz rahatsız oluyorum ama kırık işte baksana deyip umursamıyorum. “abla bir şey istersen seslen” deyip gidiyor. uzun süredir bulamadığım ferahı bu estetikten uzak mekanda buluyorum. eve gidince hemen duşa girmem lazım plan yapıyorum. bir yandan onu izliyorum, bir kelebek gibi görünüyor gözüme, masaların arasında kanat çırpıyor sanki. yemek yerken yanıma uğruyor, turşuyu çok beğeniyorum “ne güzelmiş bu ev yapımı mı?” diye sorunca, “bizim ustanın hanımı yapıyo” diye cevap veriyor, usta söylediklerimize kulak misafiri olmuş asil bir gülümsemeyle başını sallıyor. çantamı topluyor ayağa kalkıyorum, hesabı ustaya ödüyoruz, masaya hesap istenen mekanlardan değil, “ellerinize sağlık” diyorum. asil gülüşü, mükemmel ses tonuyla bir daha beklediğini söylüyor, kelebeği göremiyorum, bir yere kaybolmuş, yolum buraya düşmez bir daha, ona veda etmek istiyorum galiba. neyse deyip arabaya yürüyorum.

sesi geliyor arkamdan “abla abla” elinde küçük bir kavonoz bana uzatıyor, “sevdin ya turşu”, utanarak teşekkür ediyorum, “abla burda hep erkekler olur böyle kızlar gelince çok seviniyorum ben” diyor. yutkunuyorum, kocaman gülümsemesinin sebebini anlıyorum, boğazım düğümleniyor, gülümseyebiliyorum sadece, “kolay gelsin” deyip arkamda bırakıyorum.

onu düşünüyorum, çalıştığı yere gelen bir hemcinsi onu bu gece mutlu etmeye yetiyor, ne kadar küçük şeylerden mutlu olabiliyor, hayatını düşünüyorum ne kadar zor diyorum. hayatlar zorlaştıkça mutlu olma şansımız artıyor belki de. ilerde yazmayı hayal ettiğim kitabın kahramanları arasına ekliyorum onu. eve gidiyorum turşu kavanozunu buzdolabına yerleştirip bu geceyi hafızama saklıyorum.



Sizde Yorum Yapın

0 Yorum Görüntülenmekde

Uyarı !!!: Yorumunuz Yönetici Tarafından Değerlendirilip Onaylandıkdan Sonra Yazıda Gözükecekdir...